KADIN CİNSEL ORGANLARI


KADIN CİNSEL ORGANLARI

Kadın cinsel organları dışta yer alanlar ve içte yer alanlar olmak üzere ikiye ayrılır. Karın boşluğu içinde bulunan ve dış dünya ile ilişkisi olmayan organlar iç organlardır. Diğerleri ise dış cinsel (genital) organlar olarak isimlendirilirler. Dış üreme organları gebelik oluşması için spermin geçişine izin verirken, enfeksiyon ajanlarının içeriye geçişini engeller. İç üreme organları ise döllenmiş yumurtayı gebelik boyunca taşıyacak ve zamanı geldiğinde de doğum olayını gerçekleştirecek şekildedir. Kadın vücudunda cinsel organların büyük kısmı vücudun içinde bulunur.


Kadın ve erkeğin kendi vücudunu ve eşinin vücudunu bilmesi, sağlıklı cinsellik açısından da çok önemlidir.

KADIN DIŞ CİNSEL ORGANLARI

Çoğu kadın ve çoğu erkek, kadınların dış genital bölgelerinin yalnızca vajinadan ibaret olduğunu sanırlar.

Kadının dışarıdan bakıldığında, dış cinsel (genital) organlarının tamamına topluca vulva adı verilir. Vulva, kadın dış genital bölgelerine karşıdan bakıldığında üstte Mons Pubis, ("Venüs tepesi", yani aşk tanrıçası tepesi), altta anüs ve yanlarda dış dudaklar tarafından sınırlanan bölgedir. Vulva; Büyük dudaklar, küçük dudaklar, klitoris, vajina ve kızlık zarından oluşur. Vajina girişinin hemen üzerinde bir üreme organı olmayan idrar deliği de yer alır. Vulvanın üstündeki kıllı ve yağ dokusundan ibaret bölüm ise Mons Pubis olarak adlandırılır. Mons Pubis, leğen kemiklerinin önde birleştiği bölgenin üzerinde bulunan yağ dokusu, cilt ve genital kıllardan oluşan kısımdır. Bu kıllar göbeğe doğru birkaç santim ilerledikten sonra düz bir hat üzerinde sonlanırlar. Kılların fonksiyonu tam olarak bilinmemekle birlikte cinsel bir fonksiyonunun olduğu ve kadınlara has bir kokunun çabuk dağılmasını engellediği ileri sürülmektedir. Aşağıdaki resim, karşıdan bakıldığında, kadın dış cinsel organlarının görünen görüntüsüdür.


1. BÜYÜK (DIŞ) DUDAKLAR:

Kadın üreme organının en belirgin kısmını oluştururlar. Dış dudaklar sağlı sollu olarak Mons Pubisten anüse doğru uzanırlar. İdrar deliği ve vajina girişinin etrafını sararlar ve bu yapılar da kıllarla kaplıdırlar. Orta hat üzerinde bulunan, her iki yanda, yani sağlı ve sollu, yukarıdan aşağıya uzanan, alt tarafı yağ dokusu ile dolu olan bir çift uzunlamasına deri çıkıntısıdır. Büyük dudaklar vulvanın dış sınırını çizer. Vajina (dölyolu) girişini sağlı sollu örten cilt kıvrımlarının dışta yer alanlarıdır. Küçük dudaklara göre daha etli ve kalındır. Büyük dudaklar ön tarafta kılların olduğu Mons Pubis tepesinde birleşir ama arka tarafta birleşmez ve anüse kadar uzanır, anüsün hemen üstünde birleşir. Genç kızlarda ve doğum yapmamış olanlarda iç yüzleri genelde birbirine değer, kadın cinsel organlarına ait dokuları örterler. Ergenlikten sonra üzeri kıllarla kaplanır. Dış yüzeyini örten deri kıllıdır, deri (cilt) altında bol miktarda yağ ve ter bezi içerir. İç yüzeyinde ise kıl bulunmaz. Renkleri, büyüklüğü ve küçüklüğü ırka ve yaşa göre değişmekle beraber, cinsel ilişkiye başlama yaşı, yaşanan ilişki sıklığı, doğum sayısı, jilet-ağda gibi epilasyon yöntemlerinin uygulanışı ve kilo, büyük dudakların şekil ve büyüklüğünde rol oynar. Ortalama olarak 7 ile 9 cm. arası uzunlukta, 2 ile 4 cm. arası genişliktedir. Erkekteki testislerin (yumurtalıkların) üstündeki deri, yani testislerin olduğu torbanın karşılığıdır.

2. KÜÇÜK (İÇ) DUDAKLAR:

Büyük dudakların arasında sağlı sollu yer alır ve büyük dudaklardan daha incedir. İç dudaklar, sağlı sollu dış dudakların iç kısımlarında yer alan, klitorisin üst kısmından vajina girişinin altına uzanan kıvrımlı yapılardır. İdrar deliği ve vajina girişinin etrafını sararak, yaprak biçiminde iki küçük deri kıvrımı halinde uzanır. Klitorisin üst kısmından vajina girişinin altına uzanan kıvrımlı yapılardır. Genişliği kadından kadına değişebilir. Öne doğru ikiye ayrılır, orta çizgide birleşerek, üstte klitorisi bir kılıf gibi örterler. Vajina girişini kapatacak şekilde önden arkaya uzanır. Küçük dudaklar arkaya doğru küçülür ve belli belirsiz bir kıvrımla birleşirler. Kılla kaplı değildir ve deri altı yağ dokusu içermez. Bol miktarda sinir ve kan damarı barındırır. Renkleri, büyüklüğü ve küçüklüğü ırka ve yaşa göre değişmekle beraber, cinsel ilişkiye başlama yaşı, yaşanan ilişki sıklığı, doğum sayısı, jilet-ağda gibi epilasyon yöntemlerinin uygulanışı ve kilo, bu dudakların şekil ve büyüklüğünde rol oynar. Normal olarak ortalama uzunlukları 5 cm. boyunda ve 0,5 ile 1 cm. kalınlığındadır. Küçük dudakların rengi daha koyudur. Cinsel uyarılma ile renklerindeki koyulaşma artar, kan ile dolarak daha belirgin hale gelirler. Vajina girişi etrafında, cinsel uyarı ya da ilişki sırasında, vajina girişindeki ıslaklığı ve kayganlığı sağlayan salgı bezleri bulunmaktadır. Bu salgı bezlerine Bartholin denilir. Bu bezlerin ağzı çok kolay mikrop kapabilmekte ve abse oluşturabilmektedir. İç dudaklar normal şartlarda bacaklar kapalıyken görünmezken bazı kadınlarda dış dudaklardan daha geniş olduklarından dışarı taşabilirler. Erkekteki penisin üzerini örten dokunun karşılığıdır, yani birbirinin aynı yapıdadır.

3. KLİTORİS:

Klitoris, kadın cinsel organının üst bölümünde, Mons Pubis'in altında, iki küçük dudağın ön tarafta birleştiği yerde bulunur. Halk arasında bızır adıyla da adlandırılır. Üstte ve yanlarda iç dudaklarla çevrilidir. Klitorisin hemen alt kısmında idrar deliği, idrar deliğinin altında ise vajina girişi bulunur. Dışarıdan sadece baş kısmı görülür. Yapısı sünger gibi olup, ufaktır. Küçük dudakların üstte birleştiği yerin hemen içindedir. Cinsel uyarı ile penis gibi içi kanla dolarak şişer ve sertleşir. Böylece çok daha hassas bir hale gelir. Ancak dış zarı ince olduğundan, penisteki gibi tam sertlik oluşmaz. Cinsel fonksiyonda çok önemli yeri olmasına rağmen, kadın cinsel organları arasında yapısı en az bilinenidir. Kan damarları yönünden oldukça zengin olan klitoris çok önemlidir. Çünkü bu organ kadın cinsel organları içinde en fazla sinir ucu içeren, en duyarlı ve her zaman kadın orgazmının tetiğini çeken, kadın orgazmında en önemli görevi üstlenen bölümdür. Kadının zevk kaynağı ve aynı zamanda orgazmın kaynağı klitoristir. Klitorisin dıştan görünen kısmına glans klitoris denir. İçeride mons pubisin iç kesimlerine kadar uzanır. Erkekteki penisin başının kadındaki karşılığıdır.

4. İDRAR DELİĞİ: ÜRETRA

İdrarın depolandığı mesanenin (idrar kesesi) devamında yer alan ve  dış dünyaya açılış yolu olan üretranın (idrar borusu) son noktasıdır. Klitorisin hemen altında, küçük dudakların içinde, önden arkaya doğru küçük bir delik şeklindedir. Bu boru şeklindeki yapı, idrar boşaltım sisteminin son basamağıdır. İdrar buradan dışarıya atılır. Üretra kadında erkekten çok daha kısadır. Bu kısalık ve genital sistemin vajina ve anüse yakınlığı, kadınlarda idrar yolu enfeksiyonlarının daha sık yaşanmasına neden olur. Yine ilk cinsel deneyimlerini yaşayan kadınlarda ilişkinin verdiği "tahriş", ilişki sonrasında sık idrara çıkma, idrarı zor yapma, idrarı boşaltamamış olma hissinin yaşanmasına neden olabilir.

5. VAJİNA:

Bazı yazarlarca iç cinsel (genital) organ olarak tanımlanır. Vajinayı ve özelliklerini, aşağıda kadının iç cinsel organları bölümünde anlatacağız.

6. KIZLIK ZARI: HYMEN

Vajina girişinden 1-2 cm. içeride bulunan ince zar şeklinde bir yapıdır. Kızlık zarının şekli kadından kadına değişiklik gösterir ve adet kanının dışarıya atılabilmesi için ortasında bir veya daha fazla delik bulunur. Kızlık zarının görevi, adet görünceye kadar vajinayı ve iç cinsel organları dışarıdan gelebilecek mikrop ve diğer etkenlerden korumaktır. Yapısı, mukoza dediğimiz ağız içi yapısında benzemektedir. Yapısı, kadından kadına değişebilmektedir. Nadiren, bazı kadınlarda doğuştan olmayabilir. Bu deri kıvrımı vajina girişini bir miktar daraltacak şekildedir. Kızlık zarı penisin vajinaya girdiği ilk cinsel ilişki sırasında genellikle kolayca yırtılır. Görülebilen hafif kanama kısa sürede kendiliğinden durur. Ancak ani zorlamalarda oluşan yırtıklar fazla kanama yapabilir, ender olarak doktor yardımı gerekebilir. Bazı tipleri ise ilk ilişkide yırtılamayacak bir yapıya sahiptir. Bunlar ancak doğumda yırtılır. Halk arasında buna esnek kızlık zarı denilir. Kızlık zarı, bisiklete, ata binme, düşme ve benzeri durumlarda zedelenmez. Yırtılmış bir kızlık zarı hiç bir zaman iyileşmez ama tamiri (dikilmesi ) yani tekrar ilişkide kanayacak hale getirilmesi mümkündür.

7. PERİNE:

Pelvis (leğen kemiği) boşluğunu alttan kapatan kas ve bağ dokusundan oluşan dokudur. Vulva arka kenarı ile anüs arasında uzanır. Büyük (dış) dudakların arkada birleştiği yerle anüs arasında yer alan bölgedir. Ciltle kaplı olan bu bölge, cilt altında idrar ve dışkı işlevlerinin kontrolünü sağlayan kasları barındırır. Bu kaslar doğum eylemi esnasında mümkün olduğunca gevşeyerek bebeğin başının doğmasına izin verirler. Doğum eyleminin son aşamasına gelindiğinde bebeğin doğumunu kolaylaştırmak amacıyla perineye yapılan kesiye doğum kesisi adı verilir. Bu kesinin amacı bebek doğarken bu bölgenin yırtılmasını ve altta bulunan perine kaslarının zarar görmesini engellemektir.

8. ANÜS:

Anüs, kalın bağırsağın son kısmıdır, yani bağırsakların dış dünyaya açılış noktasıdır ve depolanan dışkının dışa atılmasını sağlar. Makat olarak da adlandırılır.

Bu yapının vajinaya ne kadar yakın olduğuna dikkat edin. Bu anatomik yakınlık nedeniyle kalın bağırsaktan dışkı atılma sırasında, dışkıyla gelen bakteriler vajinayla yakın temasta olurlar ve enfeksiyon tehlikesi oluştururlar.

Kadınların tuvalet sonrası temizlikte dikkat etmeleri gereken çok önemli bir kural vardır:
Temizlik arkadan öne (anüsten vajinaya) doğru değil, önden arkaya doğru yapılmalıdır. Çünkü büyük dışkı atıldıktan sonra arkadan öne doğru temizlik yapılırsa, bu şekilde yapılan temizlik kalın bağırsak bakterilerinin vajinaya ve buradan da uretra (idrar deliği) ağzına bulaşmasına ve bu bölgelerde sık sık enfeksiyonlar yaşanmasına neden olabilir. Kadınlar buna dikkat etmeli ve kızınıza da tuvalet eğitimi verirken de bu kuralı öğretmeyi unutmamalı ve ihmal etmemelidir

Kadındaki ve erkekteki organlar aynı kaynaktan köken alırlar. Mesela klitoris ve penis başı, büyük dudaklarla testislerin içinde bulunduğu torba, küçük dudaklarla penisin üzerini örten doku birbirlerinin karşılığıdır.

KADIN İÇ CİNSEL ORGANLARI

Yukarıda, kadının dış cinsel organları olan, yani kadının cinsel organına dıştan bakıldığında görülen vulvayı (kadın dış cinsel organının tamamı) ve vulvayı oluşturan büyük (dış) dudaklar, küçük (iç) dudaklar, klitoris, vajina ve kızlık zarını inceleyip anlattık. Şimdi de kadının iç cinsel organları olan vajina, vahim ağzı, rahim, tüpler ve yumurtalıkları anlatacağız.

Kadının iç cinsel organları penisi içine kabul eden vajinayla başlar, rahim içine giriş kapısı olan ve aynı zamanda sperm için bir depo görevi üstlenen rahim ağzıyla, bebeğin büyüyerek geliştiği ve gebe olunmayan dönemlerde adet kanamasının oluştuğu rahim ile devam eder, buradan sağlı sollu rahimin her iki yanında boynuz gibi yer alan Fallop tüplerine uzanır ve her bir Fallop tüpü, uçlarında bulunan saçaklarıyla yumurtalıklarla yakın temas eder.


Şekil 2´de kadın iç cinsel organlarının yan kesitini görüyorsunuz. En önde, idrar torbası (mesane) ve idrar yollarının dışarı açıldığı idrar deliği (üretra), onların arkasında rahim ve dışarı açıldığı vajina, en arkada da bağırsaklar ve dışarı açıldıkları makat yer alır.


Şimdi şekil 3 e bakarak kadının iç cinsel organlarının yapısını açıklayalım.

A. VAJİNA (DÖL YOLU):

Adaleden oluşan bir yapısı vardır. Adale tabakası dairesel bir şekilde (adale tabakası şekil 3 de B ile gösterilmiştir) vajinayı sarar. Kadın üreme sisteminin iç kısımları ile dış kısımlarını birbirine bağlayan tüp şeklinde bir dokudur. Ön ve arka duvarları normalde birbiri ile temas halindedir. Bakıldığında, duvarları birbirine yapışık gibi durur. Kendine mahsus bir şekli yoktur, içine giren cismin şeklini alır. Parmağımızı soktuğumuzda parmağımız kadar, penis girdiğinde penis kadar ve doğumda yeni doğan bir çocuğun kafası kadar genişler. Büzgülü bir eteği farklı kilolardaki kadınların giydiğini düşünün; etek giyilmeden önce, ince ve çok büzgülüdür. İnce belli biri eteği giydiğinde etek biraz genişler ve büzgüleri azalır, şişman biri giydiğinde ise etek büyür ve büzgüler kaybolur. Vajinanın içine giren cisme göre esneyip genişleme yeteneği de böyledir. Üst ucu rahimle bağlantılı, alt ucu dışarıya açılan, kaslı ve son derece esnek bir kanaldır. Vajina, rahime geçmek üzere erkek tohum hücrelerinin döküldüğü kanaldır. Üreme için gerekli olan cinsel ilişki vajina yoluyla olur. Vajina, adet kanamasının dışarı çıktığı, cinsel ilişkide penisin (erkeklik organı) girdiği ve doğumda bebeğin doğduğu yerdir. Uzunluk olarak ortalama 7 ile 9 cm. arası uzunluktadır. Bir erkek cinsel organının (penis) boyunun normalde 11 ile 18 cm. arasında olduğunu ve penisin boyunun vajinadan daha uzun olduğunu düşünürsek, hemen aklımıza "penisin geri kalanı nereye giriyor?" sorusu gelebilir. Vajinanın ileri derecede esneyebilme özelliği mevcuttur. Vajina çok esnek bir yapıya sahiptir; tamamen esnek kaslardan oluşmuştur. Genişleyebildiği gibi boyuna da uzayabilme kabiliyetine sahiptir, ayrıca rahim ağzının arkasında kalan kısımda ilişki sırasında kullanılır. Cinsel ilişki ve doğum sırasında genişliği ve uzunluğu daha da artacak şekilde elastik liflerle çevrelenmiştir. Bu sayede vajina, çocuğun doğumuna müsaade edecek kadar genişleyebilir. Doğumda bebek buradan geçerek Dünya'ya gelir ve doğum sonrası çok hızlı bir biçimde tekrar eski halini alır. Vajina çevresinde gevşek ve elastiki dokuların olması da cinsel ilişkide rahatsızlık oluşmasını engeller. Vajina normalde hafif ıslak bir dokudur. Vajina cinsel uyarı sonucunda kendiliğinden ıslanır, genişler ve cinsel ilişki sırasında organların sürtünmelerini acısız hale getirip, penisin vajinaya girişini kolaylaştırır. Vajina duvarı, enine deri kıvrımları ihtiva eder. Vajina duvarı ve çevresi çok zengin kan dolaşımına sahiptir. Cinsel uyarılma ile beraber vajina duvarı ve çevresinin kan dolaşımı daha da artarak vajina duvarları kanla dolup şişer ve sanki çocukların kollarına takılan şişme can simidi gibi penisi sarmaya hazırlanır. Cinsel uyarı sırasında vajina duvarlarından kayganlaştırıcı sıvılar salgılanır. Vajina ağzındaki kaslarla klitoris arasında sinirsel bağlantılar vardır. Bu bağlantılar sayesinde, cinsel birleşme sırasındaki duyumlar, orgazmın kaynağı olan klitorise iletilir. Vajina girişi, cinsel ilişki sırasında kasılıp gevşeyerek hem erkeğin, hem de kadının orgazma ulaşması için yardımcı olur. Çok kilolu bebek doğumlarından veya fazla doğum sayısından sonra vajinadaki adaleler gevşeyebilir ve vajina bollaşabilir. Böyle olunca da eşler arasında cinsel problemler çıkabilir ama, basit ve ufak bir operasyonla bu durum düzeltilebilinir.

Cinsel bölgenin dış temizliğine dikkat edildiğinde, vajina için özel bir temizliğe gerek yoktur. Normal şartlarda vajina salgıları, içindekileri dışarı atar ve vajinadaki asidik ortam hastalık yapıcı mikropların üremesine engel olur. Vajina iltihaplanmalarına neden olan mikroplar sıcak ve nemli ortamlarda daha iyi ürerler. Bu nedenle sentetik, naylon çamaşırlar yerine, teri emen pamuklu çamaşırlar tercih edilmelidir. Annelerin, küçük kızlarının cinsel bölgelerinin temizliğine dikkat etmeleri gerekir. Çocuk büyüdükçe temizlik alışkanlığı kazandırılmalıdır ve kendini nasıl temizleyeceği öğretilmelidir. Özellikle büyük tuvaletten sonraki temizleme işlemi önden arkaya doğru yapılarak, vajinanın kirlenmesi engellenmelidir.

Fizyolojik olarak vajinanın iç üçte ikilik bölümünde sinir ucu yoktur, yani ne acı duyabilir ne de zevk alabilir. Vajinanın yalnızca dış üçte birlik bölümünde sinir uçları vardır.

B. VAJENİN İÇİNİ SARAN ADELE TABAKASI:

Adale tabakası dairesel bir şekilde ((adale tabakası şekil 3 deB ile gösterilmiştir) vajinayı sarar.

C. RAHİM AĞZI (SERVİKS):

Rahimin ince olan alt kısmı vajina ile devamlılık gösterir. Rahimin vajina ile birleştiği bölgeye, yani rahimin alt bölümündeki dar kısma rahim ağzı (serviks) denir. Vajina sonunda, yani vajina tepesinde bulunur. Rahimin vajinayla birleştiği bölümdür. Vajinanın devamında yer alır. Ortasında bir delik bulunan yarım küre şeklindedir. Bu kısmın özel bir yapısı vardır. Normalde buradaki açıklık 1-2 milimetre kadardır. Normal şartlarda sert bir koni biçiminde ve 1-2 milimetre açıklığında olan bu yapı, adet görme sırasında bir miktar genişler. Doğum sırasında yumuşar, incelir (bu incelmeye "silinme" denir) ve genişliği yaklaşık 10 santimetre açılarak çocuğun geçebileceği kadar genişler ve böylece bebeğin çıkmasına izin verir. Rahim ağzı, rahim içine girişi ve çıkışı sağlayan önemli bir yapıdır. Rahim ağzı, spermler için rahim içine giriş ve doğumda bebek için rahimden çıkış kapısıdır. Salgıladığı özel madde yardımı ile ortasındaki açıklık spermin geçişine izin verirken vajinadaki mikropların yukarı yayılmasını, rahim içine bakterilerin girişini engeller. Rahim ağzı kanalında yer alan salgı bezleri gebeliğe elverişli günlerde spermlerin geçişini kolaylaştıran, gebeliğe elverişli olmayan günlerde bu geçişi zorlaştıran salgılar üretir. Çok hassas bir yapıya sahip olup, kısa sürede yara oluşabilir. Birçok kadının hayatı boyunca iki-üç kez karşılaştığı rahim ağzı yarası burada oluşmaktadır. Hissiz bir dokuya sahip olduğu için bu yara yakma ve dondurma işlemi sırasında acı hissedilmez. Rahim ağzı rahmin dışarı açılan kapısı olduğundan sık sık iltihap hastalıklarına ve yara (erozyon) gibi değişiklere maruz kalır. Bir kısım kadında ise kanser gibi daha kötü huylu hastalıkların başlangıç yeri olabilir. Kadın vücudundaki kanserleşmeye en müsait yerlerden biridir. Bu tip hastalıkların kötü sonuçlarından korunma erken tanı ile olanaklı olabilir. Erken tanı en sıklıkla Pap Smear denilen inceleme ile olur. Her kadın altı ayda bir "Pap Smear testi" denilen tanı amaçlı testi yaptırmalıdır.

D. RAHİM (UTERUS):


Vajinanın üzerinde, karın içine yerleşmiş, armut biçimli, ters duran (biçim olarak ters duran armuda benzeyen), önden arkaya yaslı, duvarı oldukça kalın, düz kas dokusundan oluşmuş, ucunda rahim ağzı bulunan, yanlarda da boynuz şeklinde Fallop tüpleri yer alan, kasılma yeteneği güçlü kaslardan oluşan içi boş bir organdır. Mesane (idrar kesesi) ile kalın barsak ucu arasında bulunur. Duvarındaki kalın kas yapısı nedeniyle iç boşluğu, dış hacmine göre çok küçüktür. Rahim, gebe olunmayan dönemde mandalina büyüklüğünde sert bir yapıdır. Normalde 6 ile 8 cm. uzunluğunda, 5 cm. genişliğinde, 2.5 cm. kalınlığında, yaklaşık 50-60 gr. ağırlığında ve bir kadın yumruğu büyüklüğünde veya daha ufaktır. Bu organ, içinde çocuğun büyümesine izin verecek kadar genişleyebilen bir doku özelliğine sahip olması nedeniyle de ilginçtir. Rahmin asıl işlevi bebeğe anne karnında yaşama ortamı sağlamaktır. Döllenme sonrası yumurtanın yerleştiği ve gebeliğin oluştuğu yerdir. Gebelik bu organın içinde yerleşir ve burada büyür. Bebeğin anne karnındaki gelişimi burada olur. Gebelik sırasında bebeği ve bebek çevresindeki sıvıyı içinde barındırıp, büyümesine izin verecek şekilde genişler ve tüm karın boşluğunu kaplar. Kas ve bağ dokusundan oluşur. Bu kas tabakası gebelik gerçekleştiğinde göğüs kafesi altına kadar büyüyebilecek bir yapıdadır. Ayrıca bu kas yapısı doğum sırasında çocuğun dışarıya itilmesini sağlamaktadır. Gebelikte rahim yaklaşık 3 kilogramlık bir bebeği içinde taşıyacak şekilde büyür ve doğum eylemi başladığında güçlü kaslarının kasılmasıyla, rahim ağzının da gevşeyerek açılmasıyla bebeğin doğması sağlanır. Doğumdan sonra 6 hafta içinde yeniden gebelikten önceki şekil ve büyüklüğüne döner. İç yüzeyi gebelikte bebeğin yerleşmesi ve gelişmesine uygun kan damarları ile dolu bir tabakayla kaplıdır. Rahimin içi, adet kanamalarını gerçekleştiren, aynı zamanda döllenmiş yumurtanın büyüyüp gelişmesini sağlayan rahim iç zarı (endometrium) ile çevrilidir ve her ay çocuğun yerleşmesi için hormonların etkisiyle kalınlaşır, oluşacak gebeliğin en baştaki hali olan döllenmiş yumurta veya embriyonun yerleşmesi, sağlık ve güven içinde büyümesi için gerekli yataklığı yapar, besin maddelerini hazırlar. Eğer gebelik olmazsa adet kanaması şeklinde dışarı atılır. Rahim ağzında mukus adı verilen jöle kıvamında bir salgı mevcuttur. Bu salgının çok önemli fonksiyonları vardır.

Rahimin bilinen tek işlevi doğmamış bebeğin gelişmesini sağlayacak ortamı (gebeliğin yerleşmesi için uygun bir ortam) oluşturmak, bebeği dıştan gelebilecek darbelerden korumak (bu işlevi amniyos sıvısıyla elele yürütür) ve doğum eyleminde kasılarak bebeği dış dünyaya çıkarmak için anne adayının ıkınmalarıyla birlikte gerekli itici gücü oluşturmaktır. Gebelik oluştuğunda ise rahime ait damarlar bebek için gerekli olan kan dolaşımını sağlar. Menopoza giren bir kadında rahimin görevi de tamamlanmıştır ve boyutları giderek ufalır.

E. ENDOMETRİUM:

Rahim içindeki boşlukta rahim iç tabakası (endometrium) yer alır. Rahimin içinde yer alan boşluk rahim iç tabakasıyla (endometrium) kaplanmış durumdadır. Döllenmiş yumurtanın gelip yapıştığı ve beslenmesini sağlamada aracı olan dokudur. İç tabaka her ay hormonların etkisiyle gebeliğe hazırlanır. Döllenmiş yumurta hücresi Fallop tüplerinden geçerek rahim iç tabakasına (endometriuma) ulaştığında burada en "verimli" bulduğu bölgeye yerleşir ve çoğalmaya ve gelişmeye başlar. Ancak gebelik oluşmadığında, bu doku adet kanaması olarak dışarıya atılır. Yani adet kanamasında yenilenerek atılan dokudur. İşte burası dökülüyor ve adet kanı dediğimiz şeyi oluşturuyor. Eğer gebelik oluşmazsa her ay dışarı atılarak yerine yenisi yapılır ki biz bunun dışarı atılmasına adet kanaması (menstürasyon) diyoruz. Üstteki tabaka atılırken alttan yeni tabaka oluşmaya başlamıştır bile. Ve adet dönemi dediğimiz dönemin sonuna doğru gebelik yoksa  yapısı bozulur, çatlamaya başlar ve rahimin kasılma hareketi ile (bu hareket adet sancısı dediğimiz ağrıyı oluşturur) dökülür. Kadının üretken çağı boyunca her ay bu hareket tekrarlanır. Bu süreç ergenlikte kadının ilk adet gördüğü yaştan,  menopoza girene kadar her ay, bir düzen içinde tekrarlanır.

F. TÜPÜN AĞZINDAKİ SAÇAK DOKU

G. TÜPLER (RAHİM KANALLARI):

Rahmin iki yanından çıkarak yumurtalıklara doğru uzanan 8 - 10 cm uzunluğunda boru şeklinde kanallardır. Dış çapı 0.5 cm. dir. Rahimin üst iki yanında, sağında ve solunda, yani rahmin her iki tarafında iki adet bulunurlar. Erkeğin boşalması ile vajinaya atılan sperm rahim ağzından içeri girer ve bu tüpler vasıtası ile yumurtaya ulaşır. Yumurtanın erkeğin spermi ile döllenmesi bu tüplerde gerçekleşir. Yumurta erkeğin spermi ile döllendikten sonra, döllenmiş yumurta da bu tüpler vasıtası ile  rahim içine taşınarak oraya yerleşir. Yani tüpler, yumurtalık ile rahim boşluğu arasında yer alır ve yumurtalığın çevresini sararak sonlanırlar. Tüpler, yumurtanın rahime iletimini sağlarlar. Çok ince ve hassas bir yapısı vardır. Uzun süren iltihabi olaylar bu tüplerde tıkanma meydana getirerek gebe kalmaya mani olabilir. İçlerinde titreyici tüycükler bulunur ve bunların hareketi ile döllenmiş yumurta taşınır. Uçlarında şaçaklı dokuları döllenmiş yumurtanın tüpten içeri alınması içindir. Tüplerin yumurtalık tarafındaki uçları eldiven parmağı gibi uzantılar gösterirler. Bu uç serbest olup yumurtaya yapışık değildir ama yumurtalıklara yakındır. Görevi; yumurtalıktan atılan yumurta hücresini yakalayıp, kendi içine alarak yumurtanın sperm tarafından döllenmesini sağlamak ve döllenmiş yumurtayı rahim içine taşımaktır. Tüp bağlanması denilen doğum kontrol yöntemi de bu hatta bir yerin kesilip bağlanması ile gerçekleştirilir, böylece sperm yumurtaya ulaşamaz.

H. YUMURTALIKLAR (OVERLER):

Yumurtalıklar, karın içinde, karnın alt kısmında, mesanenin (idrar kesesi) ve rahimin her iki yanında yer alırlar. Yumurtalıklar, iki adet olan, yaklaşık 2 ile 3 cm. arası boyda, yumurta şeklinde ve ceviz büyüklüğünde üzeri girintili çıkıntılı bir organdır. İçerisinde gelişmeyi bekleyen yumurta taslakları mevcuttur. Yumurtalıklar yaklaşık 10 cm. uzunluktaki tubalar (kordonlar) ile rahimle bağlantılıdır. Bu sayede yumurtalıklardan çıkan yumurta hücreleri erkek hücreleri (sperm) ile döllendikten sonra rahim içine yerleşme şansı bulurlar. Bir kız bebek doğduğunda yumurtalıklarında yaklaşık olarak 2 milyon yumurta hücresi bulunmaktadır. Bu yumurta hücreleri her geçen gün azalır ve ergenliğe ulaştığında iki yumurtalığın içindeki döllenmemiş, gelişmeye hazır yumurta sayısı ortalama olarak 400.000-500.000 'e iner. Ergenlik (buluğ) çağının başlaması ile birlikte, her adet periyodunda her ay bunlardan bin kadarı döllenmek için yola çıkar ancak çoğu kez bu yumurta hücrelerinden bir tanesi gelişip olgunlaşacak şekilde yumurtlamaya hazır hale getirilir ve yumurtalık dışına çıkarılır. Yumurtalık dışına atılan bu yumurta tüp tarafından yakalanır. Daha ender olarak birden çok yumurtanın üretilmesi ve döllenmesiyle birbirinden farklı bebekler oluşturmak üzere çoğul gebelikler de oluşabilir. Buna en iyi örnek çift yumurta ikizleridir. Her yumurtalık, ergenlik başlangıcında yüz binlerce olgunlaşmamış yumurta hücresi içerir. Yumurtalıkların iki görevi vardır: Birincisi spermin döllemesi için gerekli olan yumurtayı üretir, yani yumurtlar. İkinci görevi ise kadınlık hormonlarını üretmek ve salgılamaktır. Östrojen ve progesteron adlı kadınlık hormonları buradan salgılanırlar. Menopozla birlikte bu görevi sona erer. Yumurtalıklar, sessiz halde bekleyen olgunlaşmamış yumurta hücrelerine sahiptirler. Ergenlikten sonra bunlardan bir veya birkaçı her ay olgunlaşarak yumurtlama dediğimiz olayla serbest kalır. Adetlerin yaklaşık 12-13 üncü gününde yumurtalıklardan yumurta çıkar. Buna yumurtlama denir ve normalde doğurgan yaştaki her kadında her ay olmalıdır.

SON SÖZ:

Kadınlar cinsel etkinlik sırasında, düzenli fizyolojik olaylar zinciri şeklinde cinsel yanıt verirler. Cinsel yanıt aşamaları erkekte de olduğu gibi, cinsel istek, cinsel uyarılma, orgazm şeklinde sıralanır. Her aşamadaki aksaklık, kendisinden sonraki aşamaları da olumsuz etkileyebilir. Cinsel isteğimizi genel durumumuz, sağlığımız, kullandığımız ilaçlar, iş ve sosyal yaşamımız, gündelik sorunlarımız, adet döngümüz, cinsel eşimizle olan ilişkimiz, duygularımız gibi pek çok faktör etkileyebilir. Kişisel ve durumsal farklılıklar olmasına rağmen, genellikle kadınların cinsel açıdan uyarılma süresinin fizyolojik olarak erkeklerden daha uzun olduğu kabul edilir.

Cinsel uyarılmamızda, cinsel isteğimizin olduğu kadar yeterli fiziksel uyarıyı alıp almamamızın da önemli rolü vardır. Bedenin duyarlı bölgeleri ve tercih edilen uyarılma biçimleri kişiden kişiye değişiklikler gösterebilir. Ama bütün kadınların cinsel organlarının en fazla sinir ucu bulunan, en duyarlı bölümü klitoristir. Dolayısıyla klitorisin fiziksel uyarıyı, uygun şekilde ve yeterli süre alması gereklidir. Cinsel birleşme sırasında penis vajina içinde hareket eder. Kadın cinsel organlarının yapısına baktığımızda, bu kadın için en uyarıcı durum sayılamaz. Penisin vajina içindeki hareketi, dışarıda yer alan klitorisi doğrudan uyaramaz, vajinanın 2/3 lük iç bölümü duyarsızdır, dış 1/3 lik bölümündeki uyarılar, klitorise iletilirse de, bu dolaylı bir uyarıdır ve bir çok kadının doğrudan klitorisinin uyarılmasına ihtiyacı vardır.

Bazı kadınlarda, cinsel birleşme öncesinde klitoris yeterince uyarılırsa, birleşme sırasındaki dolaylı uyarı yeterli olur. Bazılarının ise cinsel birleşme sırasında da, doğrudan klitoris uyarısının sürdürülmesine ihtiyacı vardır. Cinsel uyarılma sırasında, bedenimizde değişiklikler olur, kan dolaşımı ve solunum hızlanır, kas gerginliği artar, cinsel organların duruş biçimleri değişir, bu bölgeye kan dolar, büyük ve küçük dudaklar, klitoris ve meme başları kabarır, renkleri koyulaşabilir. Bartolin bezlerinden vajinaya salgılanan kaygan sıvı miktarı artar ve dış cinsel organlar ıslanır. Bu sırada vajinadaki durum değişiklikleri, vajina ağzında hafif bir genişleme ve açılma yaratır.Vajinadaki açılma ve ıslanma, kadının cinsel açıdan uyarıldığını gösterdiği gibi, aynı zamanda cinsel birleşme sırasında penisin vajinaya kolayca girmesini de sağlar. Cinsel uyarılma düzeyi arttığında orgazm oluşur.

Kadın orgazmı, karın içi ve cinsel organlar çevresindeki kasların ritmik kasılmaları ve buna eşlik eden zevkli duyumlardan ibarettir. Aslında orgazmın tam ve doyurucu bir tanımını yapmak pek mümkün değildir. Ama her kadın orgazm olup olmadığını anlar. Eskiden kadınlarda klitoristen ve vajinadan kaynaklanan iki tip orgazm olduğu düşünülürdü. 1970´lerden sonra kadın cinselliğinin fizyolojisi konusundaki bilgimiz arttı ve kadın orgazmının tetiğini her zaman klitorisin çektiği anlaşıldı. Ama cinsel konulardaki bilgisizlik ve yanlış cinsel inanışların yaygınlığı nedeniyle, günümüzde de birçok kadın orgazm oluşturacak uygun ve yeterli uyarıyı almadığı halde, kendisinin cinsel açıdan yanıtsız olduğunu düşünür.

Kadınların cinsel açıdan uyarılmaları ve orgazm olmaları için, klitorisin yeterli uyarıyı alması gerekir. Kimi kadına uzun süreli doğrudan fiziksel uyarı gerekir, kimisi kısa süreli doğrudan fiziksel uyarıyı izleyen cinsel birleşme sırasındaki dolaylı uyarı ile orgazm olur, kimisi için de cinsel birleşme sırasında doğrudan klitoris uyarısının sürdürülmesi şarttır. Cinsel birleşme sırasında, vajina ağzındaki kaslardan iletilen duyumlarla, yani dolaylı uyarı ile orgazm olan kadında da, orgazmın kaynağı gene klitoristir. Aynı kadın için de günden güne, dönemden döneme değişiklikler olabilir. Genellikle kadının yaşı, dolayısıyla cinsel deneyimi arttıkça, cinsel uyarılma ve orgazm süresi kısalır. Burada kendi bedenini ve cinsel tepkilerini öğrenmenin rolü vardır.

Orgazmdan sonraki dönemde bedensel işlevler ve cinsel organlar, uyarılma öncesindeki normal durumlarına geri dönerler. Kadınların cinsel uyarılmaları erkeklere göre daha yavaş olduğu gibi, orgazmdan sonra normal durumlarına dönmeleri de daha uzun sürer. Bu nedenle bazı kadınlar, orgazm sonrası cinsel uyarılmaları azalmadığından, erkeklerden farklı olarak peş peşe birkaç kere de orgazm olabilirler.


ATLAS GRUP KÜLTÜR HİZMETİDİR!

ALTTAKİ LİNKLERDEKİ YAZILAR DA SİZE YARDIMCI OLABİLİR




Share this article :
 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2012 ALMİRA WOMAN